Sayfalar

Medyum Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medyum Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Uyanış

Yüzyıllardır insan kültürünün ve bilgisinin sürekli geliştiğini tarih bize kanıtlamaktadır. Her kuşak bir öncekinden daha bilinçli ve biz hayal meyal hatırladığımız yazgımızın sonuna doğru ilerlemekteyiz. Bu arada bilinç evrimimiz de devam etmektedir. Bir süre sonra açılıp gerçek kimliğimizi ve ne amaçla bu dünyaya geldiğimizi farkedeceğiz. Eğer, yaşamın ne büyük bir gizem olduğunu farkedersek, değişimi gerçekleştirmek için bu dünyaya geldiğimizi anlayacağız.

Yaşamın gizemini çözmek üzere çıktığımız evrimsel yolculuğumuzun üstünde bize meydan okuyan kişisel önyargılar, kayıtlanmışlıklar ve şartlanmışlıklar bu evrimi yavaşlatmaktadır. Bu kayıtlanmışlık ve şartlanmışlıklardan şöyle bir sıyrılıp karşılaştığımız obje, suje ve olayları objektif olarak değerlendirebilirsek, bunların hakikatini görüp, aslında her birinin insanın ve yaşamın o büyük gizemini çözmek için karşımıza çıktığını anlayabiliriz.
Dünya’nın varoluşundan bu yana insanlara tek kaynaktan verilen dinler, öğretiler , felsefe ve son geçiş dönemi bilgisi olan Aktif Varoluş Bilgisiyle , dünya toplumunun kayıtlanmışlık ve şartlanmışlıklarını kırmak, kendi içlerine sefer etmelerini sağlamak, yüksek farkındalık ve pozitif aktif statüde tavırlanmalarla kendi öz keyfiyetlerine ulaştırılmak, bu öz keyfiyetleri Madde Kainatı Çekirdek Dünya’da yaratıya geçirmek hedeflenmiştir. Dünya insanlığı, göksel görevlilerce gerek sanatsal, gerek dinsel, gerekse bilimsel ve ruhsal akımlarla tamponlanmış, bilinç düzeyleri yükseltilmeye çalışılmıştır. Mesela Rönesans dönemi yine Çekirdek Dünya’nın üzerinde bulunan bilinçlerin realitesini tamponlamak amacıyla gerçekleştirilmiş bir dönemdir. Son dönemde de Aktif Varoluş Terminolojisi, kendini her türlü kayıt ve şartlanmışlıklardan sıyırmış evrensel insanı, kendinde birleyecek, varlığındaki gizemi çözdürecek bir bilgi muhtevasıyla karşımıza çıkmıştır.

Çekirdek Dünya’da yaşanılan çok büyük bir illizyon vardır. Bu kişilik illizyonudur, sahiplenme illizyonudur. İnsanlık karşılaştığı her bir zerreyi formuna, sahip olduğu bilgisine, karakterine, örf, adet ve geleneklere göre değerlendirmektedir. Bütün bunların hepsi vizyon oluşlar kategosine giren değerlerdir. Ve her biri illizyonik yaşam çemberine, muayyen mahiyette yaşamış olduğumuz illizyonik yaşam olgusuyla kendimizden kendimize, kendimizi vizyonik yaşam çemberine zincirleyen, geçiçi, uçan bir sabun köpüğü gibi olgulardır. Dünya insanlığı özgürlük peşindedir. Demir parmaklıklar arkasına kapatılmaya görsün; buradan kurtulmak için öyle çaba sarfeder ki, bunun için canını bile verebilir. Oysa içinde bulunduğu illizyonik değerler kendisini öyle bir zincire vurmuştur ki, adeta bundan kurtulmamak için çırpınmaktadır. Bu zincirler yersel kişiliğin illizyonik yaşam olgularıdır. Tüm yaşam bu olguların peşinde geçmektedir. Oysa bu bedeni sahiplenen, kendini bu beden sanan, bu bedenin arzu ve istek yoğunluğunun çıkıntılı hallerinin peşinde koşan sizler hepiniz birer Bilinçsiniz. Uluhiyet bazında hareket etmesini bilen Bilinç, mekana, forma, zamana, karaktere, örf, adet ve geleneklere bakmaz. Aktif Varoluş Çemberinde yerini almış her bir Bilinç Madde Kainatı Çekirdek Dünya’da Aktif Yaratılış Çemberinde yerini alıp, Sonsuz Sınırsızlıktaki her bir manayı yaratıya geçirmek için burada doğrumlanmıştır. Sizler manalar terkibisiniz.

Yüzyıllar boyunca, Asil Yaşam Boyutlarında Dünya’ya enkarne edilmiş olan görevli bilinçler insanlığın realitesini daha üst boyutlara ulaştırmayı amaçlamışlardır. Gerek sanat, gerek din, gerekse bilimsel buluşlarla, öğretilerle insanların daha pozitif ve bilinçli bir yaşamı yaşaması amaç edilmiştir. İçinde bulunduğumuz Geçiş Döneminde de Sonsuz Sınırsız olan Mutlak Bilincin bilgisini ve gücünü Çekirdek Dünya insanlığına ulaştırarak, buradaki bilinçlerin alışılagelmiş kavram ötesinde bir kavram oluşturabilecek bilgiler içeren Aktif Varoluş Bilgisiyle Bilinç Potansiyelleri yükseltilmek, yüceltilmek istenmektedir. Dünya, üzerinde yaşayan canlılarla beraber kendini bir üst titreşime sahip bulunan yaşama hazırlamaktadır. Bu yeni çağa daha kolay adapte olunabilmesi, Dünyanın doğum sancılarını daha az hissederek, geçişin rahat sağlanabilmesi için yüzyıllardır Çekirdek Dünyaya enkarne edilen görevli bilinçler bu önemli zamanda tekrar enkarne edilmişlerdir.. İlk başta yersel adaptasyonu sağlamaları için bilinçleri bir süreliğine karartılan bu bilinçler tekrar kendilerini hatırladıkları zaman insanlığa bu geçiş döneminde yardımcı olmakla görevlidirler. Aktif Varoluş Terminolojisi’ndeki Asli Orijinal Bilgiyle Bilinç kodlarımızı açıp, sahip olduğumuz öz hasletleri, değerleri açığa çıkartmak istiyoruz. Bu sayede insanların pozitif olgular yaşayıp, bu geçiş döneminde, evrimlerinin daha hızlı bir şekilde ilerlemesine yardımcı olunacaktır.

13 Mayıs 2012 Pazar

Aşk Gerek

Bir adam yıllarca bir şehirde kalır da bir an gözünü kapayıp rüya görmeye başladı mı,
Kendisini iyi ve kötü şeylerle dolu bir şehirde bulur, kendi şehri zihninden silinir,
Kendi kendine, "Burası yeni bir şehir, ben burada yabancıyım" demez.
Böyle demesi şöyle dursun, hatta kendini orada doğmuş, oraya alışmış sanır.
Ne şaşılacak şeydir ki, ruh da oturduğu, doğup yerleştiği yerleri hatırlamaz.
Bulutların yıldızlar örttüğü gibi, bu perişan dünyanın gözlerini buğuladığını düşünmez.
Hele ruh, bunca şehirler gezmiştir de onun görüşünü karartan tozlar henüz süpürülmemiştir.


                                                                                                                                      Mevlana

Mevlana ne güzel anlatmıştır tekamül yolculuğunu.


Her bir görevli bilinç bağlı bulunduğu Galaksi Yıldız Kutbu Konseyliği'ne akit muhtevasını verdikten sonra, Teknolojik Kodlayıcı Sistem icaplarına uygun tarzlarda, bilinç kodlama planını oluşturan muayyen mahiyetli zamanlama kodlarıyla kodlanarak bu çekirdek dünya ortamına enkarne edilir.

Kendi akit muhtevalarına uygun tarzlarda fonksiyon vurgulayabilecek açılımları yapabilmek için en uygun ortamsal faktörleri barındıran bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
İşte o andan itibaren yersel kişilik dediğimiz kişilik oluşmaya başlar. Dünyasal şartlar, obje, suje ve hadiselerle karşılaşarak bu yersel kişilik olgunlaşır, gelişir.

Daha önceki yaşantılar ve bağlı bulunulan tasarruf planına dair her şey unutulmuştur. Kendimizi sanki ilk kez bu dünyaya gelmiş gibi hissederiz. Daha önce yaşanılan hatıralar silinmiştir artık.
Peki neden? Çünkü bu dünya sahnesinde gerçekten hakkını vererek rol çıkarabilmek için bu gereklidir. Eğer, böyle olmasaydı bu bir sınav olmazdı. Bizler her defasında tekrar tekrar bu dünya ya enkarne ediliyorsak eğer sebebi deneyimlerimizi pozitif aktif kıymette yaratıp kendimizde hatırlamaya geçirip, yaratmaktır.

Bu durumda öncelikle hepimiz ne kadar mükemmel bir sistemin tatbikatçıları olduğumuzu anlamalıyız.
Özümüzden gelen seslere kulak vermeli ve pozitifliğin getirisi olan sevgiyi, saygıyı, tevazu ve alçakgönüllülüğü yani diğergamcı olguları yaşayıp yaşatmalıyız.
Bilmeliyiz ki, özde hepimiz kardeşiz. Ayrı ayrı robotik kalıplarda devinmemiz, farklı yersel kişiliklere sahip olmamız, farklı mekanlarda, farklı ortamsal faktörlerle muhavece olmamız bizlerin birbirimizden ayrı olduğunu göstermez. Bu çokluk ortamının bir getirisidir. Bizler hakikatte, sonsuzlukta BİR'iz, mündemiçiz.

Önemli olan, neden bu dünya üzerinde bulunduğumuzu unutmamaktır. Evet, her birimizin farklı yaşantılarına dair yüzyıllardır getirdiği bir tortu vardır, şüphesiz. Ama bunlar bertaraf edilmeyecek tarzda değildir. Çünkü "Allah, yükü güce göre verir." O halde artık kendimize bir çeki düzen vermemiz gerekiyor. Uyanan uyandırmalıdır...

Silkinmek gerek, Mevlana'nın da dediği gibi "görüşü karartan tozları süpürmek" gerek, yıldızları örten bulutları kovmak gerek... En önemlisi AŞK gerek...

Allah'a duyulan AŞK gerek... Karşılıksız, koşulsuz sevgiyle ancak bu yol aşılabilecektir. Korkularımızı ve içimizi karartan egolarımızı artık bir mahrekte toplayıp onlardan her zaman bir adım önde olmak için sevmek gerekir...

Her bir zerreyi, her bir kuşu, ağacı, toprağı, çiğ damlasını, rüzgarı, sokaktaki adamı... Her şeyi... Çünkü o zaman anlarız ancak, aslında orada olanda bizden, bizle. Onlarda aşk ile yola çıkanlardan. Onlarda aşkı yaşayanlardan. İçten aşkı çıkartmak için önce varlıksallığımızın nedenine bakmak yeter. Her şey birbirinin etrafında aşk ile dönüyor. İlk hareket dediğimiz OM, sonsuz - sınırsız yokluğun kendinden kendine duyduğu aşk ile vurgulandı. O zaman demek ki bizler Aşkın tohumlarıyız ve her birimiz en küçük en küçük partiküllerimiz olan serlerden itibaren birbirimiz etrafında aşk ile dönüyoruz.

Öyleyse sonsuza kadar hep beraber döneceğiz. Ama bu sefer yaşayarak ve yaşatarak yani kısacası AŞK olarak...

Bilgelik

İnsanlığın serüveninin başladığı ilk tarihten beri en merak edilen soru kim olduğumuzdur. Herhalde dünyada en çok cevabı verilen soruda budur. Bin bir çeşit öğreti, din, inanç ya da inançsızlık kim olduğumuza dair ip uçları vermeye çalışırlar. Bizse günlük olağan hayat akışından arada bir başımızı kaldırıp merak eder, düşünür, sonra yine suyun akışına kaptırır devam ederiz. Biz, mantık sınırlarımız ve yaşamda alışılagelmişlik yığınlarından ördüğümüz setlerin arkasında kendimize bir güvenlik çemberi çizeriz. Pek kolay kolayda o çemberin dışına adım atmayız. Anlatılan sıra dışı, gizemli hikayeler hep o çemberin ötesine dair izlenimler verse de bunlar bizim için sıradan eğlencelik hikayelerden öteye gitmez.

Hepimiz merak eder, " bu hayat bu kadar sıradan ve basit olamaz, başka bir gizem olmalı" diye düşünür, ama kendi yaşamımızda bunun cevabını veren işaretleri görmezden gelir, görsek bile "yok canım olmaz öyle şey, tesadüftür" etiketini yapıştırırız. Günümüzde hala yığınla fotoğraf, video kaydı bulunduğu halde ufolara inanmayan kişiler dünyanın dört bir tarafında her an gerçekleşen kanıtları araştırmaya ihtiyaç bile duymadan, kendi eski dünya görüşüne sıkı sıkı sarılıp, çemberinin içinde dönüp durmaktadırlar.

Tanımlanamayan uçan cisimler olarak geçen ufolar ve ufolojik olaylarla ilgilenen kişi ve kurumlar her an dünyanın nabzını tutarak nerelerde görüldükleri, ne görünümde oldukları, ve insanların ne tür karşılaşmalara tanık olduklarına dair kayıt tutmaktadırlar.

Bütün bu olaylar olup biterken buzdağının altıyla ilgilenenler, bütün bu belgeleri çoktan kabul etmişlerdir. Onları ilgilendiren ve bence de daha önemli olan bir konu vardır ki o da yeni bir yüzyıla girerken modayı, sanatı bile etkileyen yeni çağ felsefesidir. Kozmik felsefe de diyebileceğimiz bu akım, Dünya'nın bundan sonraki seyrinden, henüz tanımlayamadığımız objelerin varoluş nedenleri hakkında detay vermeden açıklamalar yapmaktadır. İnsanların ilgisi kozmik felsefeye zaman geçtikçe daha da çok artmaktadır. Nasıl bir dönemler ufolar var mı yok mu tartışması demode olup onların varlığını kabullenişe geçtiysek artık bu kabullenişi de aşıp onları anlamak ve inançlarını, felsefelerini tanımaya yönelik çalışmaları yoğunlaştırmaya adım attık.

Aktif varoluş teknolojisi bilgileri ise tüm bu bilgilere yeni bir kapı açacak anahtar niteliğindedir. Bu bilgi bizden çok farklı ve uzak olduğunu zannettiğimiz "öteki" varlıkların gerçekte ne olduğunu açıklayarak, değişik boyutlardaki zaman-mekan-formlarla ilgili derinliğine bilgi verir. Bunun yanında bilim, din ve sanatı birbirinden ayırmadan her birinin varoluş nedeniyle ilgili kişiye farklı bir bakış açısı kazandırır.

Zaman, her birimizin bizi kısıtlayan karanlık ve bağnaz tarafından sıyrılıp, bilgeliğe ve uyanışa götürecek serüvene başlama zamanıdır. Geniş zannettiğimiz ufuklarımız yol aldıkça daha da genişleyecek, geçmişte ne kadar dar bir çerçeve ile baktığımızı bize kanıtlayacaktır.

Her biriniz içinizdeki bilgelik ateşinizi yakıp, yolculuğunuza başlayın. O ateş bütün karanlıkları aydınlatacak size yolunuzu bulduracaktır.

Ayrılık İllüzyonu

Bu dünya yaşamına başladığımız ilk andan itibaren hep ayrılık illüzyonu işlendi kişiliğimize. Ne de olsa bir beden kullanıyorduk!

Her şeyle nasıl bir olabilirdik ki? Bu illüzyon bizim yaşamımızdaki obje ve sujeleri değerlendiriş tarzımızda hep önde gelen bir bakış açısı olmuştur.

Kendimizi olandan ayrı görmek, hep haklı olduğumuzu düşünmek bizim vicdanımızı bastırır. "Sen farklısın" denildiğinde bunu iltifat sayarız. Egomuzu besler farklılık.

Peki gerçekten farklı mıyız? Gerçekten ayrı mıyız? Ortada kırılması gereken güçlü bir illüzyon var ve bunu kırmak için sadece mantık yetersiz kalır. Bunun için hissiyat ve yüksek duyarlılık gibi daha güçlü silahlar kuşanarak delip geçmeliyiz bu illüzyonu.

Bir kere bu engelden kurtulunca bir ağaçta şakıyan kuştan aşağıdaki bedeninize bakabilirsiniz. Her varlığın var oluş amacını bilir ve özlerini kutsarsınız.

Bir kere beş duyuyla oluşturulan kaba ve izafi kaale alışları bırakıp maddenin hakikatine dalarsanız, tıpkı dalgaların içine dalıp, tek tek gibi görünen dalgaların aslında denizlik bilinci içinde devindiğinin farkına varırsınız.

Her bir varoluşun bir nedeni var. Bu dünyadaki çokluk görüntüsünün, ayrılık illüzyonunun da öyle. Tıpkı kozasını yırtarken güçlenip uçabilen kelebek gibi,kendimizi sınırlayan illüzyonları kırdıkça BİR'liğe doğru kanat çırpacağız. Bu hepimize sonsuzluğu yaşama hazzını ve her bir zerreyle uyum içinde yaşama fırsatını verecek.

Enerjetik planlarda zaten yaşadığımız bizlik olgusunu, burada bu maddi bedenler içinde yaşayabilmek bize yeni ufuklar açacak.

Işıkla dolup aydınlanacağız, karanlıkta benliğini bilenlere bizliği yaşatacağız.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Medyum Blog Tekrar Yayında

Merhaba Dünya!

Değerli medyum blog takipçileri. Blogumuz uzun bir aradan sonra tekrar yayına başlamıştır. En gizemli, en merak edilen, en inanılmaz, sırlarla dolu bilgilerle yayınlarımıza devam edeceğiz.

Takipte kalın...